Bu yazıda, Osmanlı'nın son döneminde, Kurtuluş Savaşı yıllarında kabul edilmiş olan ünlü Chester Projesi'nden kısaca söz etmek istiyorum. Chester Projesi, adını, projenin ilk sunucusu olan Amiral Colby M. Chester'den almıştır. Amiral Colby M. Chester 1909 yılında Osmanlı Hükümeti'ne demiryolu ve madenler konusunda bir proje sunmuştur. Bu proje, Amerikan destekli olduğu için Almanlar karşı çıkınca, proje akamete uğrar ve ertelenir.
Proje için, 1920 yılında, The Ottoman-American Development Company adına hükümetle pazarlığa oturulur ve 1922 yılında Osmanlı Hükümeti'nin onayı alınır. İlk ders şudur: Bir ülkeye girmeye çalışan her yabancı şirket bir yerli şirketi yedeğine alarak, halkın gözünü boyamaya çalışır ve, maalesef, bunda da başarı sağlar. TÜPRAŞ olayını düşünelim!
Bu konuda önce Osmanlı tarafında yazılanlara bir göz atalım. Anlaşma mecliste onaylanırken, Tevhidi Efkâr gazetesinde şöyle bir haber çıkar: "Chester İmtiyazını heyecanla kabul ettik. Böylece Lozan'da ABD'yi kendi tarafımıza çektiğimizi umuyoruz."
Dönemin İktisat Bakanı Mahmut Esat Bey ise, bir İzmir gazetesine şöyle bir beyanat vermiştir: "Kanun ve Tüzüklerimize uygun olması koşulu ile memleketimize girmek isteyen ecnebi sermayesine karşı Türkiye'nin aleyhte tutumu yoktur." Mahmut Esat Bey, bir başka konuşmasında da. "Chester Projesiyle memlekete 400 milyon liralık bir yabancı sermaye girecektir. Milletimizin hukukuna ve milletimizin kanunlarına riayet eden herhangi bir yabancı sermayeye düşman olmadığımıza bundan daha kuvvetli kanıt olabilir mi!"
Memleketimizin yasaları ve nizamnamelerine saygılı olmaları koşulu ile!...Peki, bakalım acaba memleketimizin çıkarlarını koruyan kanunlarımızda Chester Projesi ile ilgili ne gibi hükümler yer almaktadır! Projeye göre, Ankara'dan Kerkük'e ve Doğu Beyazıt ve Samsun'a kadar uzayan yaklaşık 4400 km. uzunluğunda demiryolu ve üç liman yapılacak. Demiryolunun çevresinde 40 km'lik alanda bulunan bütün petrol ve maden kaynaklarının 99 yıllık işletme hakkı şirkete devrediliyor; şirkete tüm araziler bedelsiz veriliyor; inşaat için yurt içinden veya yurt dışından temin edilen girdiler her türlü vergiden muaf olacak; şirketin kazancı üzerinden vergi alınmayacak. İşte, yasal hükümler bunlardır ve bunlara uyan yabancı sermayeye kapılarımız sonuna kadar açıktır!
Edward M. Earl adında A:B:D:'li bir yazar şunları yazıyor: "....Bağdat Demiryolu ile, Osmanlı Maliyesinin gelirleri ipotek altına alınmıştır. Chester İmtiyazları ile Cumhuriyet Türkiyesi'nin madenleri ipotek ediliyordu.. Chester Projesinin birinci sınıf bir emperyalist teşebbüs olmaması için hiçbir sebep yoktur."
Lewis Hack adlı bir başka yazar ise şunları söylemiştir: "Yakın Doğu'nun ABD sermayesi için en ilgi çekici yönü, kuşkusuz, madenlerdir." Yazar, Chester Projesi'ni emperyalist bir girişim olarak değerlendirmiştir. Ne garip bir tecelli ki, Osmanlı'nın ve Türkiye'nin çıkarlarını yabancılar, Türk sorumlularından sanki ahlâklı ve sorumlu bir eda ile savunabilmiştir!...
Türkiye'nin güneydoğu sınırları çizildiğinde Kerkük sınır dışında kaldığından proje stratejik önemini kaybetmiş ve bu nedenle gerçekleştirilmemiştir.
Bugün dünden daha farklı değil, hatta belki daha da vahim!.Bugün de aynı şeyleri söylemiyor muyuz: "Yasalarımıza saygılı olmak koşulu ile yabancı sermaye gelsin, bize teknoloji getirecek, istihdam sağlayacak ve carî açığımızın kapatılmasına katkı yapacaktır."demiyor muyuz! Peki, bugünkü yasalarımız nasıl! Bu konunun açığa çıkarılması için sadece bir örnek vereyim: Bilindiği gibi, Ege bölgesinde beş çimento fabrikasını bir Fransız şirketi aldı ve o bölgede monopol oluşturdu. Bu durum Danıştay'a taşındı. Danıştay, bu özelleştirmeyi iptal etti. Ama dönemin Bakanlar Kurulu, uluslararası kurallara göre yapılmış olan özelleştirmenin iptal edilmeyeceği yönünde bir karar yayınladı.




SSTO Hakkında



